31 Mayıs 2020 Pazar

32- ZALİM ERKEKLER


Kalp Gül Kırık Kırmızı - Pixabay'de ücretsiz resim



 Gerek çevremizde gerekse haber kanallarında birçok aile içi anlaşmazlığa ve şiddete şahit oluyoruz ne yazık ki! Olaylar çoğu zaman kadınların aleyhine sonuçlanıyor.Ya yaralamalar ya da cinayetler gerçekleşiyor maalesef.
   Bu durumlarda erkekler genelde yaraladıkları veya öldürükleri eşlerinin suçlu olduğunu söylerler.Peki bunun gerçeklik payı nedir?
   Kötü ahlaklı erkekler olabileceği gibi kötü ahlaklı kadınlar da vardır mutlaka.Kötü huylu kadınları başka bir yazımda irdeleyeyim inşaallah ama ben bu yazımda kötü ahlaka sahip erkekleri konuşmak istiyorum.
   İlk başta: Eşiyle geçimsizlik yaşayan erkeklerden kaç tanesi özeleştiri yapıyor acaba? Ben sayının çok düşük olduğunu düşünüyorum.Çevremde gördüğüm şudur ki ''eşimin memnuniyetsizliklerinin sebebi acaba ben olabilir miyim,nerede hatam,kusurum var, kendimi düzeltmek için neler yapmalıyım?''gibi soruları kendine soran erkekler hemen hemen yok gibi.Zaten erkek kendisine bu soruları sorsa büyük ihtimal karı-koca arasındaki anlaşmazlıklar ortadan kalkar ,eve huzur hakim olur. Ama toplumda genelde ''erkektir,yapar; kadın dediğin de sineye çeker''havası hakim olunca anlaşmazlıklar kördüğüm haline geliyor.
   Gene gözlemlediğim kadarıyla evlilik terapistine veya psikologa gitmeleri gerektiğinin tavsiyesi ve daveti eşine hep karısından geliyor. Ben ilk adımı erkeğin attığına hiç şahit olmadım.Sizlerin çevresinde böylesi var mı bilemiyorum tabi.
   Sorunların kültürel, geleneksel- töre ile ilgili boyutları vardır mutlaka ama benim gözlemlerime göre temel sorunlardan biri erkeğin, karısının  rızasını almadan ondan gizli bir şekilde maaşından yüklü bir meblağı devamlı olarak annesine,babasına,kardeşine,yeğenine dağıtmasıdır.Ha durumu iyiyse bunda sorun olmayabilir ,sonuçta kendi kazancı ve verdiği hayır- hasenat karısına maddi anlamda olumsuz etkiler doğurmayacaktır. Ama eğer karı-kocanın maddi durumu iyi değilse veya orta halliceyse ve erkek eşinden habersiz olarak kendi çevresine maaşından dağıtıyorsa o zaman da eşini fedakarlık yapmaya zorlamış olur.Karısının asli ihtiyaçlarından kısmak belki de onu akrabalarına, komşularına boyun bükmek,avuç açmak zorunda bırakacaktır ki bu da onur kırıcıdır hakikaten.Genelde gördüğüm hal bu maalesef. Karısından gizli bir şekilde düğünde takılan takıları arsa alması için kardeşine veren mi dersin,maaşından yüklü bir meblağı babasına,yeğenlerine veren mi dersin...Sonra da evde huzursuzluklar patlak verir. Kadıncağız pazar parasını denkleştirmek için kendi babasına eşini kötülemek, derdini anlatmak zorunda kalır. Çocuğunun okul servis parası için kardeşine avuç açmak zorunda kalır. Kayınpederinin ,düğün takılarına cebren el koymasını ağlayarak annesine anlatmak zorunda kalır.Bunları yazarken bile içim parçalanıyor,erkekler bu zulmü kadınlarına nasıl acımasızca yapabiliyorlar aklım almıyor.
   Dinimizde erkekler Allah-ü Teala tarafından eşlerine ''koruyucu'' olarak belirlenmişlerdir.Yani her türlü zarardan karılarını korumak ,muhafaza etmekle sorumludurlar; maişetlerini temin etmek ve ihtiyaçlarını gidermekle mükellleftirler. Buna gücü yetmeyenlerin de evlenmesi mekruhtur (İslam alimlerince çirkin görülmüştür).
   Eğer erkek ,eşine danışarak ve onun rızasını alarak birlikte fedakarlık yapacaklarsa bunda sorun olmaz, sonuçta rıza var. Aksi halde gizli bir şekilde ve cebren-hileyle onun ihtiyaçlarından kısılırsa bu büyük bir zulüm olur ve ahirete inanan , Allah'a hesap vereceğini bilen bir insan bu şekilde davranmaz,davranmamalı.
   Ey eşlerine zulmeden erkekler! Silkelenin ve Peygamber ahlakıyla ahlaklanın,karılarınızın kul hakkıyla Allah'ın huzuruna gitmeyin.


                                                                                          SUMEYE  BARUT

26 Mayıs 2020 Salı

31-SOSYAL DUYARSIZLIK İÇİNDE OLANLARIMIZ

   Yüce Allah dünyayı sınav yurdu olarak yarattığı içindir ki herkesin imkan ve yeteneği eşit değildir.Herkes eşit olsa zaten dünya çok sıkıcı ,monoton bir halde olurdu, adeta robotlar diyarına dönüşürdü.Belki de 'her mükemmel şey bizim hakkımızdır zaten, neden şükür ve ibadet edelim ki ''.diyerek Allah'a kafa tutardık ki bu da Firavunlaşmaya kapı aralardı.Bunun sonucu da tabiatta nizamın bozulması ve kaos olurdu.
   Madem ki herbirimiz mal varlığımızla ,yaşantımızla ve yeteneklerimizle farklıyız o halde bizi yaratanın bundan muradı ne ola ki? 
   Mevla bizim bir hedefe doğru ilerlememizi istiyor demek ki.Eee bize Allah'ın meramını açıklayacak kutsal kitap  ve Peygamberler geldiğine göre herbirimiz Allah'ın ulaşmamızı istediği gayesini biliyoruz:Yardımlaşma ve dayanışma...Yardımı kimilerimiz sadece zekata ve fitreye indirgemiş durumda.Nisap miktarı malı olmayanın da zekat ibadetini yapması gerekmiyor,kala kala yılda bir kere 1 öğünlük yemek parasını yardım olarak dağıtmak kalıyor bu gibilere.
   İslamın ruhunu anlayan kişiler yardımın sadece fakire verilen parasal destek olmadığını bilir.Yardımlaşma ve dayanışma o kadar dar kapsamlı bir şey değil nitekim.
   Mesela yaşlı komşumuz varsa ona arada  hal- hatır sormak,varsa derdini dinlemek,ona moral vermek, çarşıya- pazara gittiğimizde birşeye ihtiyacı olup olmadığını sormak da  komşuluk görevimizdir. Bebeği olup ,onun ağlama seslerinden dolayı aylarca rahat uyku uyuyamayan bir tanıdığımızı arayıp yükünü nasıl hafifletebileceğimizi konuşmak, dul bir arkadaşımız varsa  ve küçük çocuklarıyla başbaşa, hayatta yalnız başına mücadele veriyorsa arada bir telefon ederek ona hal hatır sormak,bazen evimize onları buyur edip yemeğimizi onlarla paylaşmak, birkaç moral verici söz söylemek de  dayanışma kapsamındadır.Bunun gibi sıkıntılı bir durum yaşayan akrabalarımızın da  bir''alo, geçmiş olsun''sözümüzü duymaya ihtiyaçları olabilir.İflas etmek üzere olan bir esnaftan alışveriş etmek veya bir işe,sanata yeteneği olan birinin imkanımız varsa elinden tutmak da güzel bir dayanışma hareketidir .Uğraş vererek etkinlik hazırlayan bir çocuğa ''aferin''demek, sosyal paylaşım sitesinde topluma faydalı bilgiler paylaşan birine emeğinden dolayı''Allah razı olsun'' diyerek ''beğen'' butonuna basmak ,toplumun da faydalanması için paylaşımı çevresine de yaymak.Bunlar da dayanışma ,yardımlaşma, bir işe omuz verme kapsamında olan sosyal duyarlılıklardandır.
   Müslümanların bir kısmının üzerinde adeta ölü toprağı serpilmiş (herkes böyledir demiyorum ama...).Lütfen artık silkinelim,biraz hareket gerek.İlk iş olarak şunu yapabiliriz mesela:Telefon rehberimizi elimize alıp rehberimizdeki isimlere tek tek göz gezdirerek hangi tanıdığımızın şuan neye ihtiyacı olduğunu düşünelim lütfen; ama sadece düşüncede kalmasın bu ,harekete de geçelim.
   Daha yaşanılası bir dünya için!
                                                                             
                                                                                                Sumeye BARUT

4 Mayıs 2020 Pazartesi

30-VEFASIZLAR
      Vefa, daha önceden iyilik gördüğümüz birine karşı duyduğumuz minnet ,yapılan iyiliği unutmamak ve bu iyilik karşısında elimize fırsat geçtiğinde bizim de iyilikle mukabelede bulunmamızdır.Hiçbir şey yapamıyorsak bile muhataba en azından bir teşekkürü çok görmemektir.
      Ne yazık ki günümüzde çoğu kişi tarafından unutulan bir haslet.
      Vefa, Hz. Peygamberimizin de ahlakında var olan bir durumdur. Öyle ki O kutlu insan,eziyetli geçen Taif Seferi dönüşünde müşriklerce Mekke'ye alınmamış neden sonra kendine eman (günümüz deyimiyle bir nevi vize) veren Mut'im b. Adiyy'e ömrü boyunca minnet duymuş ve bunu Mut'im öldükten yıllar sonra Bedir savaşında ele geçirilen esirler hakkında Mut'im'in oğlu Cübeyr'e şöyle ifade etmiştir:''Eğer Mut'im hayatta olsaydı ve benden esirleri serbest bırakmamı isteseydi onun hatırı için esirlerin hepsini serbest bırakırdım''.Burada küçük bir not düşeyim: Mut'im b. Adiyy müslüman olmamıştır.
      Vefa duygusu toplum için çok elzemdir aslında. Bir Kızılderili atasözünde: ''İhanet dostluk zincirini karartır,vefa ise onu herzamankinden daha parlak yapar.'' denilir.
      Vefasız insanlar karşı tarafa nekadar soğuk ve itici geldiklerinin farkında olmadıklarından dolayı zeki olsalar bile  akıllı değillerdir. Malumunuz zeka beynin algılama hızıdır.Akıl ise doğru ve yanlışı ayırt etme yeteneğidir. Bir insan minnet duygusu taşıması gerektiği yerde vefasızlık ve nankörlük yaparak  dostlarını incitip kendinden uzaklaştırıyorsa onun akıllı olduğu elbette ki düşünülemez.
      Bu nankör insanlar  başka bir zaman yine dara düşerlerse daha önce kendilerinden uzaklaştırdıkları arkadaşları tarafından büyük ihtimalle yardım görmeyeceklerdir. Peki bu durumda olayın öznesinin akıllı olduğu nasıl düşünülebilir ki?
      Toplumun birbirinden kopuşuna sebep olan vefasız insanlar herzaman kaybeden taraf olurlar. Bu kaybediş belki de bu dünyayla sınırlı olmaz,ukbada da devam eder.



                                                                                         Sumeye Barut

24 Nisan 2020 Cuma

29-ROL MODEL OLAMAYAN  DAYI VE AMCALAR

     Ben şahsen geniş ailede büyüyen ve bunun tadına tuzuna varan biriyim.Büyüklerimin hayat tecrübelerini,hikmetli nasihatlerini dinleye dinleye büyüdüm.Bu yüzden çekirdek ailede büyüyen yaşıtlarıma göre kendimi şanslı sayıyorum.
Dedelerim zamanın medreselerinden yetişmiş imamdılar.Ailenin kültürü,dini hassasiyetleri ona göreydi.Aile sohbetlerinin çoğu alimlere  ait el yazması eserlerde yer alan hikmetli sözlerdi.

    Amcalarım ben küçükken bana çokça kitap hediye ederlerdi .Okuma aşkım böylece başladı.Dayılarım ve teyzelerim de öyle. Ara ara kitaplıklarını yenilerler fazlalıkları bana getirirlerdi.Ailede o kitapların hakkını verebilecek çocuklardan biri olduğumu anlamışlardı.Ben de Allah var bir solukta her birini okurdum.Hatta ansiklopedilere bile sıkılmadan sarılırdım.Gece uyku saati geldiğinde kitap okuyamayacağım için üzülürdüm.Bugün eğitimciysem akrabalarımın büyük katkısıyladır bu.

    Akrabaların sadece eğitime,bilgiye,görgüye değil katkısı bence, insanların sevincine,huzuruna da çokça katkısı olabilir; tabi mantıklı ve vicdanlı olanlardan bahsediyorum.

    Akrabaların huzura olan katkılarına  gene kendi hayatımdan bir örnek verecek olursam, Dayımın minibüsü vardı.İki-üç ayda bir anneme telefonda:''Bacım biz sıla-i rahim yapmak için size gelmek istiyoruz ,uygun musunuz?" der, o anda evde biz çocuklardan sevinç çığlıkları kopardı.Bilirdik ki dayımlar gelince bizi ormana, göl kenarlarına gezmelere götürecekler, kuzenlerimle eğleneceğiz, piknikler  yapacağız.İki dayım aileleriyle birlikte her defasında yanlarına müsait olan teyzemlerden bir-ikisini de alarak bize gelir,yemekler yenip biraz dinlenildikten sonra minibüse doluşulur ve deşarj olmaya tabiata çıkardık.

    Araba ya bir orman kenarında park ettirilir ya da bir dere veya göl kıyısında...Mangallar yakılır,küçük tüpte dünya kadar patates kızartılır,karpuzlar -şöyle en sulusundan- hilal şeklinde dilimlenip çocukların ellerine verilir,
    Yemekler yendikten sonra çaylar içilir,sonra o muazzam -hatırladıkça özlemden dolayı burnumun direğini  sızlatan- sohbetler başlardı: Fıkhi konulardan, güzel ahlaki özelliklerden, yakın tarihte yaşanmış  olaylardan,bilimsel bilgilerden...ve daha nice şeylerden konu açılırdı.Konuşulanları anlayacak yaşta olan biz çocuklar büyüklerimizin yanında saygıyla oturur, büyük merakla ve heyecanla konuşulanları dinlerdik,bizi de konuya katmak için arada dayımlar bize de sorular sorar,fikirlerimizi alırlardı.Bizler dayılarımızı ve teyzelerimizi ulaşılamaz değerde bilgeler olarak görüp onlar gibi olabilmenin hayallerini kurardık.Allahım ne şanslı çocuklardık!


   Şimdiki çocuklara gerçekten de çok üzülüyorum.Odalarına ''herhangi bir sanat icra edememenin hıncıyla orasını-burasını açarak ünlü olmuş zavallılar''ın posterlerini asıyor,okul defterlerine,giyecekleri tişörtlere onların resmi basılmış olanları, dünya kadar para harcayarak, sahip oluyorlar.

   Bunda yeğenlerine rol model olamayan,sorumluluk alamayan dayıların ve amcaların payı büyük bence.Bencilce kendi rahatını düşünen, tek başına yemeği,içmeyi ve eğlenmeyi tercih edenlerin boynunda ,yanlış yolu seçmiş yeğenlerin vebali büyük olsa gerek.

                                   Sumeye BARUT

29 Şubat 2020 Cumartesi


28-YALNIZ VE MUTSUZLARIMIZ

      Yakın zamanda Avrupa'da ''Yalnızlık Bakanlığı''nın kurulduğunu duyduğumda ilkin çok şaşırmıştım.Fakat biraz durup düşündüğümde aslında bizim toplumun genelinin de yalnızlık içinde olduğunu farkettim ve bu durumdan derin bir elem duydum.
      Geleneksel yapımızdan vazgeçip modern hayatı tercih ettiğimizde geniş  aileden çekirdek aileye geçmiş olduk.Bununla da yetinmeyip küçük problemlerde çözüm yolu aramaktansa bir çok kişi boşanma  yolunu tercih etti.Böylece toplumumuzda büyük bir yalnız ve mutsuz gurup oluştu.Bireysel yaşamayı arzulama , alabildiğine özgür olma ve hiçkimseye katlanamama tutkumuz yüzünden böyle gidersek  sonumuz Avrupa ülkeleri gibi olacak ne yazık ki...Yalnız yaşayanlar,yalnız ölenler,öldükten bilmem kaç zaman sonra duyulan koku yüzünden öldüğü anlaşılanlar...
      Taa en başından olaya bakacak olursak ;evlenen gençlere -tabii maddi durumları iyiyse- ayrı ev kurulur (bence genelde kayınvalide geline,gelin de kayınvalideye tahammül etmemeye niyetlendiğinden).Düzen kurulduktan sonra da plan ve programlar genelde çekirdek aileye göre yapılır.Hafta içi anne-baba işe gider,çocuklar okula...
Hafta sonu babalar biraz daha rahattır ama annelerin temizlik ve ütü işi olur.Bu işler bittikten sonra çekirdek aile avm'lere , restourantlara, sinemaya ...vs. gitmeyi tercih eder.Böylece akrabalarla aralarına mesafe girmiş olur.Eee ''Gözden ırak olan gönülden de ırak olur''.Demiş büyüklerimiz.
       Uzun süre yanına gidemediğimiz akrabalarımız nice zaman sonra buluştuğumuzda bundan dolayı küçük imalarda bulunacak olsa bu defa da kalbimiz kırılır ve ''havadan nem kapma''ya başlarız.Akraba görüşmelerimiz artık tatsız tuzsuz geçmeye başlar.Genelde sohbetlerden başlar ağrır ve  ağızların tadı kaçar.
      Bazı eltilerin kıskanç tavırları,bazı kayınvalidelerin küçük bir sözünün gelinleri aylarca küsme moduna sokması( gelin küsmek ve geliş- gidişi kesmek için bahane bekliyordur belki de...),kayınpederin bir davranışının, damadı garip triplere sokması,baba ve amcalar arasındaki adaletsiz miras paylaşımı,halaların kendi çocuklarıyla yeğenlerini kıyas yapması ve bunun da muhatabını incitmesi gibi sebeplerle insanlar yalnızlaşmaya başlamıştır.Yani yakınımız olan bazı akrabalarımızın vicdandan uzak ,adaletsiz tavırları yüzünden ne yazık ki çoğu kişi kabuğuna çekilmiş durumdadır.Çocuk parklarına giderseniz derin acıyı daha somut şekilde görebilirsiniz.Genelde her çocuk bireysel oynar ve bunun sonucunda sıkılıp mutsuz olur.Çocukların yanlarında bulunan yüzleri asık anneler üzüntülü şekilde iç çeker dururlar.Aslında herkes bu yalnızlıktan şikayetçidir ; malum insan sosyal bir varlıktır.
      Kendi akrabalarıyla bağları zayıf olanlar ''akrabadan ne hayır gördüm ki elden ne göreceğim.''düşüncesine girince  komşuluk ilişkileri de zayıflamaya başlamıştır.
      Eğer toplumda güven ve adalet yeniden tesis edilmezse bu gidişle korkarım ki  yakın zamanda bizde de ''Yalnızlık Bakanlığı'' kurulacak böylece yalnız yaşayıp yalnız öleceğiz...

                                                                                           SUMEYE BARUT

                                                 
      

22 Şubat 2020 Cumartesi


27- BİZDE BOYKOT KÜLTÜRÜ YOK

      Gün içinde damarımıza basarak bizi sinir eden nice şeyler oluyor değil mi değerli okuyucularım?

      Manevi ve milli değerlerimize saygısızlık yapan,siyasi tercihlerimize karışan ,kendi ideolojisini empoze etmek için canhıraş şekilde tacize girişen saygısızlar olabiliyor.Ayrıca tv. programlarıyla veya internet üzerinden çoluk çocuğumuzun ahlakını bozmaya çalışan nice hadbilmezlerle karşılaşıyoruz maalesef.Peki böyle durumlarla karşılaşınca ne derece karşı atağa geçebiliyoruz? Saygısız söylemlerde bulunan,kutsallarımıza tahammül edemeyenlere karşı nasıl bir mücadele yapmamız gerektiğini biliyor muyuz? Burada ''Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır.''Hadisini hatırlatayım."Hak" Allah'ın adıdır ve en büyük haksızlık manevi değerlere ,yani Allah'ın hakkına karşı yapılan hadbilmezliktir.Sonra da beşeri- ahlaki haklar gelir.
   
      Bu tür durumlarda boykot anlamında neler yapıyoruz acaba,burada iğneyi kendimize çuvaldızı başkasına batıralım lütfen. ''Ayşe şunu yapmadı,Fatma şunu demedi, Ali-Veli gelmedi'' değil,biz kendimiz tepki olarak şimdiye kadar ne yaptık ve bundan sonra da ne yapacağız acaba?(Şükür ki ben tepkisiz biri değilim.Gücümün yettiğince...)

      Aydınlanmak için biraz İslam tarihine bakalım isterseniz:

      Hz. Peygamber(as.) dönemine bakarsanız iki boykot olayına rastlarsınız.Birincisi:Mekke dönemindeyken Mekkeli müşrikler müslümanları dinlerinden döndürmek için her yolu deniyorlar.Müslümanların zerre kadar taviz vermediğini görünce de en sonunda boykota başvuruyorlar.Onlarla alışverişi ve konuşmayı kesiyorlar.Öyle ki onlardan biriyle evlenmeyi dahi yasaklıyorlar.Müslümanlar bu dönemde  maddi olarak zayıfladıkları gibi aç kaldıklarından dolayı da zayıflayıp hastalanıyorlar.Bir yolunu bulunca da doğup büyüdükleri,evlerinin ,anılarının ve akrabalarının olduğu bu diyarı terketmek zorunda kalıyorlar.

      İkinci boykot ise:Hz. Peygamber (as.) ve sahabeler (r.anhüm) Medine'de İslam devletini kuruyorlar.İlk başta müslümanlara ait bir pazaryeri olmadığından müslümanlar Medine'deki pazarlardan alışveriş yapıyor. Fakat daha sonraları Müslümanlar güçlenince Medine'de müslümanlara ait pazaryeri kuruluyor ve artık Hz.Peygamber (as.) müslümanlara diğer pazarlardan alışveriş yapmayı yasaklıyor.

      Ekonominin bir güç olduğunu ve düşmanın zayıflatılması için ekonomik anlamda da mücadele vermenin gerekli olduğunu bu olaylardan böylece anlıyoruz.

      Gelelim günümüze ve bizlere...

      Bizler rahatsız olduğumuz tv. programlarını  şikayet kurumu olan Rtük'e hiç ilettik mi?

      İnternet üzerinden yapılan saygısızlıkları Btk 'ya kaç kere şikayet edebildik?

      Tv.de çocuklarımızın ahlakını bozacak tarzda program yapan kanalları kanal listemizden sildik mi?

      Hep durumlardan şikayet edip durduk da bir türlü harekete geçemedik öyle değil mi ?

      Devamlı  dedikodu yapan arkadaşımızı bu davranışının yanlış olduğu konusunda uyarmamamız,yurt dışında ülkemiz aleyhine lobi faaliyetleri yapan "sözümona yazar"ların kitaplarını almaya devam edip onları dolaylı yoldan desteklememiz,sağlıksız gıda satanları topluca boykot etmememiz de hep umursamazlığımızdan olsa gerek.''Ben harekete geçmeyeyim,neme lazım''.deyip hep bir kahraman bekliyoruz,öyle değil mi? 

      Peki neden o kahraman biz olmayalım?!...

1 Şubat 2020 Cumartesi


26-BAZI AHLAKLI İNSANLARIN ÇILDIRMA NOKTASI:ATEİZM


 Değerli takipçilerim şöyle bir etrafınıza baktığınızda ne tür davranışlar sergileyen insanlar görüyorsunuz genelde?

  Benim gördüklerimden farklı şeyler görmüyorsunuzdur sanırım...Ahlaklı,vicdanlı insanları tenzih ederim ama toplumun bazı kesimlerinde ben şunlara şahit oluyorum zaman zaman -bu bazen tv.lerden şahit olduğum şeylerdir ;ama hakikaten var olan kurgusal olmayan tavırlar maalesef - Örneğin kimileri devlete ait hazine arazisine kaçak yapı kurar ,seçim zamanı aday olanlara parmağını sallayarak bunu bir pazarlık konusu yapar,kimileri kopya çekerek meslek sahibi olur, kimileri yaptığı inşaatın demirinden vesair malzemelerinden çalar; yaptığı binayı boyayla fayansla parlatır fahiş fiata satar, kimileri satacağı tavuğa antibiyotği dayar, hormon ilaçları verip 20 günde satışa çıkarır. Kimi elektrik direğine kaçak hat bağlar, kimi ameliyat gerekmeyen hastasına ameliyat yaparak aldığı lüks dairenin kredi borcunu ödemenin hesabını yapar...Bu tür olumsuz örnekler uzar gider maalesef. 

   Bu durumlara şahit olup bunlara rest çeken bazı ahlaklı gençler ''eğer İslam buysa ben artık müslüman değilim'' diyerek ateizme kayıyorlar maalesef .Gerçi  bu gençler durumun analizini iyi yapsalar bu gibi olumsuz tutumların İslamdan değil, İslamı iyi yaşayamayan şahıslardan kaynaklandığını anlarlar ama bu gençler İslamı iyice araştırmadan işin kolayına kaçıyorlar maalesef...

   Dini inanışını bir tarafa koyarsak bu tür gençleri ahlakları açısından ben değerli buluyorum.Çünkü ellerini vicdanlarına koyarak yürekten konuştukları için onlarla çok rahat sohbet edebilirsiniz,onlarla sosyal projeler yapabilir,sokak hayvanlarına, açlara, işsizlere yönelik yardımlaşma dayanışma konularında omuz omuza çalışabilirsiniz.Ama  bilmem kaç milyon yetimin,dulun,muhtacın hakkı olan hazine arazisine haksız yere konanlarla, başkalarına yüklü miktarda faturaya sebep olacak olan elektriği çalanla ,kamu malına zarar verenle bunları yapma şansınız yok ne yazık ki.Yani hırsızla,hainle anlaşma noktası bulamazsınız.Ona güvenemezsiniz.Rahatça ona sırtınızı dönemezsiniz.Ne zaman ne yapacağı belli olmaz çünkü; ama vicdanlı,ahlaklı ateist böyle değil.Onunla rahatça konuşabileceğiniz için - eğer inatçı değilse - mantıklı söylemlerinizi kabul edecektir zaten.Hakikate gözünü kapatıp kendini karanlıkta bırakmak istemeyecektir.

  Eğer İslamın adalet yönünü,sosyal yönünü bu gençlere anlatırsanız bence bu gençler İslam'ın en yılmaz savunucuları olacaklardır.Yeter ki bizler özde ve sözde doğru müslüman olalım!


                                                                                            SUMEYE BARUT

32- ZALİM ERKEKLER

 Gerek çevremizde gerekse haber kanallarında birçok aile içi anlaşmazlığa ve şiddete şahit oluyoruz ne yazık ki! Olaylar çoğu zaman ka...